| Tamer 17 Ağustos depreminden çok etkilenmişti. Öyle ki artık elektrik süpürgesinin gürültüsüne karşı bile tahammülü yoktu. Bazen apartmanının üstünden bir uçak geçtiğinde olduğu yere sinip kulaklarını kapatırdı. Ve o gün etrafındaki binaların yıkılışını gördüğünden beri, evden de pek çıkmaz olmuştu. Fakat bugün sabahın köründe en yakın arkadaşları Ersin ve Fatih aramışlar ve onunla biryerlere takılmak istediklerini söylemişlerdi. "Hadi abi be, Ersin acaip bi yer buldu!" Demişti Fatih telefonda. Anlaşılan bugün onlardan kurtuluş yoktu. Tamer ıslık çalarak anahtarını eline aldığında, bugün olacaklardan habersizdi. Apartmandan çıktı ve arabasına bindi. Bir süre motoru ısıttıktan sonra hareket etti. Bir onbeş dakika sonra telefon çaldı. Arayan Ersin'di. "Hadi abi ya, nerdesin" "Ya tamam geliyorum!" Tam bu sırada yer şiddetle sarsılmaya başladı. Tamer elleriyle kulaklarını tıkayıp oturduğu koltukta büzüştü ve ağlamaya başladı. Bir süre sonra zorlukla kafasını kaldırdığında korkudan dili tutuldu. Sarsıntının etkisiyle yerde devasa bir çatlak oluşuyordu. Çatlak iyice büyüdüğünde, Tamer'in korkusu bir kat daha arttı. Şimdi çatlaktan devasa ve korkunç bir yaratık çıkıyordu. Tamer Kuran'ın ayetlerini hatırladı bir an ve dehşetle fark etti: Bu Dabbet-ül Arz idi? |