Bir Çuval Pancar

BİR ÇUVAL PANCAR 1 Mehmet, çocukların cıvıltısını işittiğinde yorgunluğu uçtu , gitti... Bütün gün çapa sallamaktan bükülü kalmış belini kütürdetti, hâlâ çalışabildiğine şükretti. Evin hayatında oturan çocukların etrafında dönen, mutfağa girip çıkan kızını gördüğünde bir ince tel yaktı bağrını sanki... Bir yandan, kızının bir türlü sevemeden, ısınamadan evlendiğini düşünüp kapkara hayıflandı, bir yandan, cephede ölen damadını düşünüp kendini ayıpladı... Sevmiyordu kocasını Zehra, bilirdi ama... Ne de olsa askerdi adamcağız... Gene çocuklara baktı uzun uzun... Ne bileceklerdi Cihan Harbi?ni, kıtlığı, Almanları, Stalingrad?ı? ?İyi ki de bilmiyorlar... Bilseler n?olacak, şuncacık canlar?? Karısı öleli çok olmuştu. Küçük oğlu muhtar, hayatta onunla oynayan iki torunundan birkaç yaş büyüktü ancak... Şimdi büyük kızı Zehra analık ediyordu kardeşine de... ?Ah kızım... Kadersiz kızım... Ömrüm yetse de görsem şunları baş göz ettiğini...? Elini yüzünü yıkamak için hayatın altındaki tulumbaya seyirtti. Çocuklar kendini hâlâ görmemişlerdi, heyecanla konuşuyorlardı: İçlerinde en küçüğü Mikâil sesini askerlerinki gibi kalın çıkarmaya çalışarak: - Büyüyünce Yuri Konstantinov gibi bir asker olmak isterdim... Ablası Efruze, sözünü kesti: - N?olacak ki asker olunca? Mikâil hiç istifini bozmadan: - Ne mi olacak? Bilmiyor musun ? O kahramanın boyu üç metre... Alman panzerlerini ayaklarının altında çiğniyormuş... Hem komsomolun başkanı diyor ki Almanlara karşı savaşan bütün Kızılordu askerleri dev gibiymiş... Mehmet bıyık altından güldü, gençlik merkezine asılı kalmış propaganda afişi anlaşılan, istenenden daha etkili oluyordu, özellikle çocuklar üzerinde. Onlarla hemen hemen akran olan dayıları Muhtar güldü: - Hadi canım sen de!... Sefer Müellim?in oğlu Hüseyin de Almanlarla savaştı ama boyu benim kadar... Mikâil?i yıldırmak mümkün değildi: - O bir kere aşçı! O sayılmaz... Hem biliyor musunuz? Askerlere toz şeker veriyorlarmış... Mehmet bunu işitince gene gülümsedi: ?Keratanın derdi anlaşıldı... Dur bakalım daha neler yumurtlayacak?? - O zaman var ya... Öf be! Ekmeğimi o şekere batırır, batırır yerdim... Muhtar atıldı: - Toz şekeri kim kaybetmiş de sen bulacaksın akıllım? BİR ÇUVAL PANCAR 2 Hepsi, bir kaşık kar gibi beyaz şekerin dillerinde nasıl eriyeceğini hayal ederek bir müddet sustu. Bu suskunluk Mehmet?in yüreğine oturdu. Gözünün kıyısında beliren nemi hoyratça sildi. Efruze , tek örgülü saçını savurarak: - Siz daha düşünün durun bakalım... Been... Büyüyünce... Muhtar, lafı uzatmasına kızarak: - Ee? Sen ne olacaksın büyüyünce? ?Kahraman Ana mı?? Mikâille birlikte epey güldüler, Efruze?yi on çocukla çevrelenmiş halde düşününce. Gerçi Nahçıvanda beşten az çocuğu olan pek az aileden biriydi onlarınki. - Pisler! Dedeme söyleyeceğim sizi! Konuşmuyorum işte, konuşmayacağım! Sırtını çocuklara döndü, oturdu. İçerden Zehra?nın sesi geldi: - Oğlanlar! Üzmeyin bacınızı! Oğlanlar birbirlerine hınzırca gülümsedi: - Ay kız! Ay bacım... Gel de görüm... Gaş gabak dökme hele... Sen bizim birce bacımızsın ?da!? Küslük olmaz hele... - O zaman ben de konuşacağım siz gibi... - Konuş bacım, ? konuşma? mı dedik? Dinliyoruz hele... - Bak, dinlemezseniz küserim ama... - ?Dinliyoruz? dedik ya uzun etme sen de... - Tamam... Ben büyüyünce Anna Mihailova gibi bir halk artisti olacağım... Muhtar dayanamadı: -Nasıl olacaksın Efruze ?Hanım?? - Bir kere Bakü?ye gidip konservatuvarda okuyacağım... Mikâil atıldı: - Buradan Hankenti?ne, izinsiz gidilmiyor, sen Bakü?ye nasıl gideceksin? - Ben giderim bir kere... Aliye hocanım beni müsamerede oynattı... Çok kaabiliyetliymişim... - Ee? Diyelim ki halk artisti oldun, sonra? - Sonra mı? Ne bileyim?... Önce bir kürk alırdım kendime, Kazan?dan, bir de anneme alırdım, hakiki tilki... Anna gibi yürürdüm, o bir kuğu gibidir... Boynu ince ve beyazdır, narindir... Herkes etrafımda pervane olurdu... Hem sonra... Bol bol çikolata alırdım... Hımmm... Moskova?dan gelirken kolhoz müdürünün karısının getirdiklerinden... O zaman... Arabamız da olurdu, halamlara giderken ayağımız üşümezdi, çamur da olmazdı.... Oğlanlar ağızları bir karış açık bilmiş kızı dinliyordu. Mikâil, ?çikolata? sözünü işitince, ağzını şapırdatmış, ağzının kenarında biriken salyasını, gömleğinin koluyla silmişti.


Yazar: Misafir




Benzer hikayeler

kimsin sen Zevk yaptığınız hata
kapıyı açtım Gizli Numara ruhun sesi
Mutluyum HAYATIMIN ANLAMI işte onun kaderide buydu
acayip kadın evde tek başına Kırmızı Leke
Elveda Son Aşkım çok acıklı gecenin amansız çığlıkları
özgürüm Petrol yaratık aşk başlamadan bitti
ben şimdi ne yapayım cin çağırma örümcek kafa
ayrıldık karabasan bomba
Dağdaki ateş unutulmaz olay cinle boğuştum
o asla gitmedi mehmetlerin çiftliği Seni HaLa SeviyoRum eLif
deli gibi aşıktım çok ilginç robot aşk acısı
Tüneldeki cinler rezillik kapıdaki
ace kapak sevdiğimdi düşmanım oldum
Nefes nefese eyvah gemideki gizem gerçek değildir
televizyonun verdiği ders televizyonun verdiği ders Korku 1.bölüm
HALA ONU UNUTAMIYORUM son mektubum YARATIK
sakın denemeyin hayatımızı mahfetti kara yaratık
aldıgım nefes o şimdi keşke hiç sevmeseydim sonu hüran aşk
nurşah,fatma,beyza ve sümeyye dabbe yanımızda 3 Harfli çağırma