| Bir gece yarısı.
Uykusuzluk hatırası, (Kara kalemle karalanmış ve belki,kara kalemin hayatımızda bıraktığı izlerden pek de geri kalmayan) bir yazı.
Yaşamasak da düşünmenin suç olmadığı bir kaç anı...
Geceyi aydınlatmaya engel nankör sancı...
Bedene ihanet eden beyindeki müthiş ağrı...
Hepsi kelepçe vurmuşken geceme ;
Diyelim kapı çalmış,sohbete gelmişsin.Bir kaç bardak çay içmişsin elimden,pek canın istemese de.Biraz da sıkılmışsın sohbetimden.Yorgun gibisin,bir çay içer misin? sözünün söylendiği her yerin evimiz sayılabileceği bu dönemin gereğiyle,sabretmişsin biraz da...Evimiz uzak şehirlerde...
Pek de sevmezmişsin gece yarısı sohbetlerini ama içinden gelmiş...Belki biraz da sevildiğini duymak istemişsin.Oysa kapıya yaklaştığında içindeki ses ; geleceğim bazen uykudayken sen,beklenmedik uzak bir konuk gibi,kapıyı üzerime sürgüleme,dışarıda bir başıma koyma beni,usulca girecek bir yere ilişeceğim,görüntün doyasıya dolunca gözlerime seni kucaklayacak ve çıkıp gideceğim. dizelerini söylemiş.
Ne düşünüyorum biliyor musun? diye başlayan konuşmamın devamını dinlememişsin.Oysa içinden geçirmişsin o ara defalarca,(ne olurdu sana biraz daha yakın olup,düşündüklerini yaşayabilseydim.)
Fransız müziği eşlik etmiş geceye sayemde,çayın yanına hiç de gitmeyecek,çayın tatsızlığını biraz olsun tatlandıramayacak.Zevksizliğime anlam veremeyip bir kaç şarkı mırıldanmışsın,sözleri pek de anlaşılmayan.Bir de o iğrenç sesimle şarkı söylemeye kalkmışım sana eşlik anlamında.Susmuşsun çaresiz.Ne zulüm olduğumu düşünmekten alamamışsın kendini.
...Ve tablolardaki soyut çalışmaların evden çok soyutlanmış olduğunu vurgulasan da defalarca,resimler hakkında bilgi vermekten geri kalmamışım.
Yapmayı bildiğim tek şeydi kek çayın yanına,aslında beğenmeyip tok olduğunu söylesen de,çatalın ucunda uzatınca gülümseyerek,yutmak zorunda kalmışsın sevgimle beraber...Bir daha kek yemeye tövbe ederek ama herşeye rağmen sevgiyi tatmış olmanın sarhoşluğu ile...
Baktım ki sıkıldın (ellerin anlatır bunu bana) televizyonu açmışım.Türkan Şoray ve Tarık Akan filmi.Türkan Şoray'a dalmışsın derin derin.Onun gözlerini benimkinden daha çok beğenmişsin.Oysa her gözlerimi hayal edişinde aklından geçenin şu şiir olduğunu zannetmişim;ben senin en çok gözlerini sevdim.Kah inadına yeşil,kah çocukça mavi.Aydınlıklar,mutluluklar hiç biri anlamlı değil gözlerin kadar...Gözlerim kara olsun istemişim o an.Kara gözlerimi çerçeveleyen kara sürmenin,bu kara gecenin bıraktığı izden daha derin bir iz bırakmasını istemişim.Bense Tarık Akan'a hiç bakmamışım bile.Bal rengi gözlerine doyamadığımdan.
..Ve ben sana doyamadan,sen de bana daha fazla katlanamadan çıkıp gitmişsin,gecenin tüm çekilmezliğini geride bırakarak.Oysa gelişinde sokağa yaklaştırdıkça ayakların seni,içim ürperiyor ya evde yoksan satırlarını geçirdiğini düşünmüşüm aklından.Belki de bir kaç dizesini daha söylediğini türkünün...
Gitmişsin...Öyle derin bir sancı çekmişim ki,doğum sancısından,ölüm sancısından bin beter.
Gecenin serinliğine kendini teslim etmemek için sardığında montunu bedenine,aslında içini ısıtanın bu sahte kuşanmalar olmadığını anlamışsın.Geceden kalan tüm kırıntıları toplamak kalmış hafızandakiler arasından sana...
...Ve aslında saat vurmuş 5'i,10'u,12'yi...Ne kapı çalmış,ne sen gelmişsin,ne de bir anı kazandırmışız yaşanmamışlıklarımıza.Bunu anlayınca daha bir yanmış canım.Biraz ağlamışım ve uyuyakalmışım.
Yeni günüm günaydın. |