Kabus mu?

İSTİLA (Yazarı:Bülent Sabırlı - Ötüken yayın evi) adlı romandan alıntıymış. Bırrrr
------------------------------------------------

...Kim bilir kaç saat sonra birdenbire uyanıverdi Ayşe. Aslına bakılırsa uyandı mı yoksa rüyada mıydı net olarak sezemedi, algılayamadı o uyku sersemliğiyle. Odasındaki zifiri karanlıktan henüz sabah olmadığı anlaşılıyordu.
Genişçe yatağının solunda gardırobu, sağında da çalışma masası olan, gardırobun yanında, yatağın ayakucundan koridora açılan kapıya sahip, küçük bir odaydı kızın odası.
Birkaç saniye uyanıp uyanmadığını algılamaya çalıştı genç kız. Sağına soluna bakındı yattığı yerden doğrulmadan. Odasındaki eşyaların karaltılarını seçebiliyordu ancak, herhalde uyanmıştı ama uyku öylece kendisine geri çekiyordu ki, uyanıklığına izin vermek istemiyordu sanki.
Tam bu bilinç karışıklığı sırasında odanın içinde, kapı tarafında bir şeyin varlığını hissetti. Normalde orada olmayan bir şey, yabancı bir şey! Duyduğu bu anlamsız sandığı his, kapı tarafına baktığında büyük bir ürpertiye dönüştü. Gördüğü karanlık içinde karanlıktı. Gecenin siyah örtüsüne bürünmüş odasının o köşesinde, daha siyah, daha derin, daha ağır bir karanlık vardı. Sadece koyu rengiyle değil, ruha verdiği karanlıkla da boğan bir siyah! Dona kaldı genç kız. Beyninden ayak parmaklarına kadar inen bir ürpertiyle sonsuz bir korku kapladı içini. Çünkü rengi gibi kendinin de koyu karanlık olduğunu hissediyordu bu varlığın. Mıhlanıp kaldı yattığı yerde.
Karanlık yaklaştı.
Yatağının yanına kadar geldi.
Ayşe saf korkuyla tanışıyordu o anda. Hissedebildiği, düşünebildiği tek şey olan bu varlıktan korkusuyla. Kaçıp gitmek bile gelmedi aklına hiç.
Sonra çok derinlerden kaba saba, buz gibi, içine işleyen bir ses duydu, karanlığın tehdit eden sesini:
“Babanı özledin mi? Yanına gitmek ister misin?”
İliklerine kadar işledi bu kötü sesin yankıları. İçinden geçip gitmiş bir ateş gibi.
Bunun kötü bir rüya olmasını o kadar çok istedi ki? Gerçi hala çözememişti. Varlığı ve sesi tüm benliğiyle hissediyor, korkuyor, fakat olaylar zihninde rüya muğlâklığında akıyordu sanki.
Sesin kendi kadar kötü sorusunun hemen ardından başucundaki karanlık genişlemeye, tüm yatağı ve kızı sarmaya başladı. Üzerine atılan kara bir çarşaf gibi tüm algılarının üzerini kapattı ve kısa bir sürede Ayşe kendini tamamen o karanlığın içinde buldu.
Korkunç bir hiçliğe düştüğü ve ne kadar sürdüğünü bilemediği kayıp bir süre sonunda sarılı olduğu o karanlığı tekrar hissetti. Sonra o karanlık yavaşça tüm bedenine nüfuz etmeye, sanki tüm gözeneklerinden içeri girmeye başladı. Hissediyordu o karanlığın içine akışını. Tüm bedenine canını yakan iğneler batırılıyor, vücuda dikiş atılırken iğnenin ucundaki ipliğin ette gezinişi gibi, karanlığın kendinde yerleşmesinin acılarını yaşıyordu. Neyse ki bu acılı evre uzun sürmedi, anlık bir rahatlama oldu vücudunda. Acı bitti. Fakat onun artık içinde olduğunu bilmek büsbütün mahvetti kızı.
Derken ağır ağır havalanmaya başladığını fark etti. Vücuduyla değil ama. Ruhuyla. Karanlıkla birlikte. Kısa süre sonra odasının tavanından, yatağında uzanmış bedenini seyreder buldu kendini. Bu seyir ettiriş, nasıl bir yolculuk yapacağını idrak ettirmek içindi belki de. Sonra birden bire karanlıkla birlikte korkunç bir süratle bir yere doğru itildi. Kısacık bir an sonra, algılanamayacak kadar kısa bir süre sonra durdu. Geldikleri yeri görünce korkuları büsbütün katlandı Ayşe’nin. Gecenin o kör karanlığında kasvetiyle, sessizliğiyle kendisini hep ürküten mezarlığa getirilmişti. Babasının mezarlığına üstelik. Ve o anda babasının yattığı mezar yerinin tam üzerinde, yaklaşık bir-iki metre yükseklikten, havadan aşağısı seyrettirildi kıza. O kısa andan sonra yere doğru süratle fırlatılıp atıldı. Düştü, düştü ve bu düşüşü yere vardığında da durmadı. Toprak zemini deldi geçti. Ya da toprak onun içinden geçti. Hatta geçerken taşın, toprağın, içindeki börtü-böceğin bile ruhundan sıyrılıp geçişini hissetti adeta ve sonra durdu. Mezarın içiydi vardığı yer. Küçücük bir boşluk. Cenazenin kefeniyle toprağa verildiğinde, kazılan yerin zemini ile ona dik kazı yüzeyine üçgen oluşturacak şekilde tahta parçaları dizilmesiyle oluşturulan o küçücük boşluk. Orada, yerin altında olmanın boğucu sıkıntısı sardı onu. Sıktı, sıktı. Boğacak gibi. Diri diri mezara gömülmekti yaşadığı. Üstünde metrelerce toprağın varlığını bilmek, o küçücük yerde derin karanlıkta kıpırdayamadan hapsolmak. Ve yanı başında da beyaz kefenlere sarılmış bir cesetle. Babasıyla. Korkusuyla, o karanlığa duyduğu öfkeyle, babasını böyle görmenin üzüntüsü ile kimselerin duyamayacağı öyle büyük, öyle yürekten, öyle korkunç bir çığlık bir attı ki, o çığlık sonunda tüm bilincini kaybetti.
Kendine geldiğinde odasındaydı yine. Yine bedenine geri döndürülmüştü. Çepeçevre karanlıktaydı yine. Bitmemişti çilesi demek ki. Soluklanması için bile zaman vermemişti kendisine. Çaresizce teslim olmuştu adeta karanlığa. İnanılmaz derecede korkuyor ve yapabileceği hiçbir şey olmadığını biliyordu. Sıkıntısıyla boğuyordu koyu karanlık.
O kanını donduran ses çınladı içinde tekrar:
“Şimdi gerçekten oraya gitmenin vakti geldi!”
Derken göğsünde bir ağırlık hissetti. Göğsüne bir yük yüklenmiş gibi. Veya göğsüne bastırılmış gibi. Ve bu yükün ağırlığı gitgide artıyordu. Göz ucuyla yatakta yattığı yerin hemen yanına baktığında da onca korku yetmezmiş gibi bir kez daha şok oldu Ayşe. Yattığı yer ve kendisi yatağın içine gömülmüştü adeta. Karanlık onun göğsünün üzerine basıyordu. Evet, hissettiği ağırlık buydu. Gittikçe kuvvetini arttıracak şekilde bastırıyordu hem de. Kalkmak, kurtulmak istedi bu dayanılmaz ağırlıktan çünkü biraz daha sürerse gerçekten dayanamayacağını fark etti. Doğrulmak istedi, kalkamadı. O ağırlığa karşı koyamadı. Tekrar denedi yine olmadı. Üzerindeki şey, ondan çok daha güçlüydü.
Hem fiziki bir baskı hissediyor, hem de varlık sanki onun ruhunu da sıkıyordu. Hem göğsü acıyor, hem de boğuluyordu sanki.
Kalkamayacağını anlayınca karanlığı itmek istedi. Fakat elerini, kollarını da kıpırdatamadı yerlerinden. Bacaklarını oynatmak istedi. Onu da beceremedi. O varlık saki tüm vücudunun direksiyonunu eline almıştı. Ayşe kumanda edemiyordu bedenine. Kollarına, bacaklarına da basıyordu belli ki. Parmaklarını oynatmak istedi, onları da kıpırdatamadı. Evet, kesinlikle kumanda edemiyordu bedenine. Karanlık tüm bedenini avuçlarının içinde almıştı.
Felçli gibi hareket edememenin endişesi, üzerindeki karanlığın verdiği korkudan bile beterdi. Mücadele etmeye başladı. Tekrar kıpırdamaya, üzerindeki ağırlığı itmeye çalıştı, ağırlık kendini artırarak buna karşı koydu. Uzun süre böylece devam etti çabaları. Ayşe harcadığı efor yüzünden terden sırılsıklam hale gelmişti. Üstelik de mücadelesi hiçbir sonuç vermiyor, karanlığa karşı koyamıyordu.
Artık gücü tükenmek üzereydi. Hem ilk kuvvetiyle direnemiyor, hem de sanki yavaş yavaş uykuya dalar gibi bilincini de kaybediyordu.
Evet, babasını şimdiden çok özlemişti, ama henüz onun yanına gitmek de istemiyordu.
Algıları ve umutları tam kaybolmak üzereydi ki derinlerden hayal-meyal bir ses daha duydu;
“Allah-u ekber, Allah-u ekber!”
Sabah ezanı okunmaya başlamıştı.
Ezanın daha bu ilk kelimeleriyle üzerindeki ağırlık ve karanlık birden bire kalkıverdi kaçıyormuş gibi ve üzerindeki güce direnen Ayşe, ağırlık kalkınca kendi karşı kuvvetinin etkisiyle sağından soluna sert bir şekilde dönüverdi. Zinciri boşalmış gibi. Ve hemen o an bilincini yitirdi.

Birkaç saat sonra uyandığında üstü-başı da, yatağı da terleriyle yıkanmış gibiydi. Duyduğu korku ise hala üzerinden gitmemişti. Derin derin birkaç nefes aldı. Dakikalarca kalkamadı yerinden. Uzun süre sonra kafasını toparlayıp doğruldu yatağından.
“Ne biçim bir kâbustu bu ya?” dedi kendine ve sanki gerçekten babasının yanına gidiyormuş da son anda dönmüş gibi şükretti yaşadığına ve artık doğmuş olan güneşin aydınlığına.
Kalktı yatağından, üzerini değiştirmek için pijamasının üstünü çıkardı ve bir şok da o zaman yaşadı:
Göğsü bastırılmış ve sıkıştırılmış gibi kıpkırmızıydı!


Yazar: yesitis




Benzer hikayeler

üç harflilerle oyun Doğru yol Bir aşkın bittiği yer
neden böyle oldu ki bir gece yaşayamiyacağınız bir olay
üç harfli girdaptaki karanlık oda aynadaki yüzler
Mezarlık cin ile dalga diğerleri
taşın üstündeki adam acayip tırstık içimdeki yarım kalan aşk
şeytan korku ben bir aptalım
AZRAiL denemeyin altınız ıslanabilir ACABA KiM
kimsin sen Zevk yaptığınız hata
kapıyı açtım Gizli Numara ruhun sesi
Mutluyum HAYATIMIN ANLAMI işte onun kaderide buydu
acayip kadın evde tek başına Kırmızı Leke
Elveda Son Aşkım çok acıklı gecenin amansız çığlıkları
özgürüm Petrol yaratık aşk başlamadan bitti
ben şimdi ne yapayım cin çağırma örümcek kafa
ayrıldık karabasan bomba
Dağdaki ateş unutulmaz olay cinle boğuştum
o asla gitmedi mehmetlerin çiftliği Seni HaLa SeviyoRum eLif
deli gibi aşıktım çok ilginç robot aşk acısı
Tüneldeki cinler rezillik kapıdaki